Age Of Empires 2 Definitive Edition Tüm Irklar ve Hikayeleri | Page 4 | Gamesfrm.com
🛡️
Moderatör Alımları Başladı
Forum yönetim ekibimize katılmak ister misin? Başvurular şu anda açık.
Başvur
Reklam Alanı   Reklam Alanı
Meyhane2   Reklam Alanı

Age Of Empires 2 Definitive Edition Tüm Irklar ve Hikayeleri

RuLing

İşsiz Moderatör
Yönetici
Haber Editörü
Sosyal Editör
Katılım
28 May 2018
Mesajlar
4,086
Tepki puanı
272
Konum
Diyarbakır
Tatarlar

Tatar etnik isminin anlamı tarih boyunca Avrasya bozkırlarının içinde ve çevresinde çeşitli Türkçe ve Moğolca konuşan grupları adlandırmak için sürekli değişti. Terim ilk başta beşinci yüzyıldan itibaren kuzeydoğu Moğolistan'a yerleşen göçebe kabileler birliği için geçerliydi. On birinci yüzyıla doğru kendilerini Moğollara karşı tatsız bir savaşın içinde buldular. Ancak Cengiz Han yönetiminde (krl. 1206-1227) Moğollar Tatarları mağlup edip tarihteki en büyük imparatorluklardan birini kurdular. İronik bir biçimde Rus ve Avrupalılar Moğol yönetimindeki halkı Tatarlar olarak tanıdı. Cengiz Han'ın ölümünden sonra bu Tatarlar, Moğol İmparatorluğu'ndan sonra birçok devlet kurdu. Hiçbiri Moğol İmparatorluğu'nun boyutuna ulaşamasa da bu devletlerin bazıları büyük imparatorluklar haline geldi:

Moğol İmparatorluğu dört kola bölündüğünde Tatarlar ifadesi daha çok Altın Ordu (1227-1502) olarak bilinen kuzeybatı bölgesine özgü hale geldi. Batu Han yönetiminde (krl. 1227-1255) Tatarlar batıya doğru genişlemeye devam ederek Kumanya, İdil Bulgaristan, Kiev Knezliği ve Doğu Avrupa'yı fethetti. Bu geniş toprakları kontrol edebilmek için hafif süvari ordularının yüksek hareket kabiliyetine güveniyorlardı. Kuvvetli Moğol atları, Rus bozkırlarının soğuk havasında etkin bir şekilde sefer yapmalarını sağlıyordu. Düşmanlarını açık savaşlara çekmeyi tercih etseler de Tatarlar şehirlere saldırırken düzenli olarak Çinli mühendislerle kuşatma silahları yapmaları için anlaşıyorlardı.

Birçok Türk kabilesinin fethiyle zaman içinde Tatar kültürü Türkleşti. Altın Orduda da Özbek Han (krl. 1313-1341) İslam'ı devlet dini olarak kabul edince İslam dini yaygınlaştı. Geleneklerden tamamen kopmak için Saray'ın başkentini yeni bir konuma taşıdı. Bu şehir, çabucak bölgedeki en büyük kentsel merkezlerden biri haline geldi. Özbek öldüğünde Altın Ordu en büyük toprak genişlemesine ulaşmıştı ancak çok geçmeden düşüşe geçti. 1340'lardaki Kara Ölüm yüzünden çok fazla kayıp verilmesi, haraç ve kıtalar arası İpek Yolu ticareti üzerine kurulu Tatar ekonomisini altüst etti. Devasa orduların devamlılığını sağlayamayan imparatorluk daha küçük hanlıklara bölündü.

On dördüncü yüzyılın sonuna doğru Moğol İmparatorluğu'ndan sonra gelen devletlerin hepsi parçalanmakta olduğu için göçebe savaşçıların çağı bitmiş görünüyordu. Ancak bu siyası boşlukta Timur (krl. 1370-1405) adında, Batı'da Tamerlane olarak bilinen yeni bir Tatar savaş lordu iktidara yükseldi. Kariyerine küçük bir baskıncı grubunun lideri olarak başlayan Timur, askeri dehasını 1370'te Çağatay Hanlığını ele geçirmek için kullanarak Timur İmparatorluğu'nu (1370-1507) kurdu. Sonraki on yıllar boyunca Orta Asya'nın büyük çoğunluğunu bir dizi kanlı seferle fethetti. Örneğin Delhi ve Halep'te yakalanan düşman askerlerinin kellesi uçurulduktan sonra kafataslarından 'minareler' inşa edilmesini emretti.

Savaş meydanındaki gaddarlığının aksine Timur kültürün aktif bir koruyucusuydu. İmparatorluğun her yerinden yetenekli sanatçılarla anlaşarak onları Semerkant'taki sarayında bir araya getirdi. Sağladığı kültürel etkileşimle yeni tarzlar ve teknikler geliştiği için güzel sanatlar zenginleşti. Timurlar, mavi ve turkuaz çinilerin geometrik desenleriyle kubbeler içeren Selçuk mimarisinde ustalaştı. Timur'un türbesi Gur-i Emir, Pers-Moğol mimarisinin zirvesi olarak kabul edilir. Bu kültürel patlama Timur'un ölümünden sonra devam ettiyse de siyasi mirası sınırlıydı. Timur İmparatorluğu'nun birliği Timur'un kendi karizmasından kaynaklanıyordu ve o öldükten sonra devlet iç savaşlarla parçalandı. Tatar hâkimiyeti dönemi artık sona ermişti.
 

RuLing

İşsiz Moderatör
Yönetici
Haber Editörü
Sosyal Editör
Katılım
28 May 2018
Mesajlar
4,086
Tepki puanı
272
Konum
Diyarbakır
Tötonlar

Almanya'nın kökeni Şarlman'ın 800 yılında Kutsal Roma İmparatoru tacını giymesine kadar uzanır. Ölümüyle imparatorluk üç parçaya bölündü ve yavaş yavaş iki parçada birleşti: Fransa haline gelen batı Frank krallığı ve Almanya haline gelen doğu krallığı. Kutsal Roma İmparatoru unvanı onuncu yüzyılda soyu tükenene dek Şarlman'ın ailesinde kaldı. 919 yılında Saksonya Dükü Henry, diğer dükler tarafından Almanya'nın kralı seçildi. Oğlu Otto 962'de imparator oldu.

I. Otto'nun yönettiği Kutsal Roma İmparatorluğu Baltık Denizi'nin kuzeyindeki Alman ovasına, modern Polonya'nın doğusundaki kısımlara ve modern İsviçre, modern Avusturya ve kuzey İtalya'nın güneyine yayıldı. Başlangıçtan beri imparatorlar Almanya ve İtalya gibi Alplerin ayırdığı iki apayrı bölgenin kontrolünü sağlamakta zorluk yaşıyorlardı.

Kutsal Roma İmparatorluğu ilk başta ana üyeleri Almanya ve İtalya'dan faydalandığı için başarılıydı. Cermenler barbarlık durumundan henüz kurtulamamıştı. Daha sadece yüz yıl önce Şarlman tarafından fethedilmişlerdi. İtalyan kültür, teknoloji ve ticaretinden oldukça faydalandılar. İtalyanlar, imparatorluğun sağladığı görece barışı ve istikrarı hoş karşıladılar. İtalya önceki 500 yıl içinde defalarca istila edilmişti. İmparatorluğun korunması papalığı savundu ve İtalya'nın şehir devletlerinin büyümesine olanak tanıdı.

İmparatorluk orduları kısmen, kilise topraklarının imparatora hizmet borçlu sahipleriyle donatılmıştı. İkinci önemli birlik vekiller, yani şövalye olarak en iyi eğitim ve ekipmana sahip fakat özgür olmayan esir sınıfıydı. Bu ordular isyanları veya mevkideki soyluların ve köylülerin müdahalesini bastırmak veya kuzeyden Vikinglerin ve doğudan Macarların baskınlarına karşı savunma yapmak için kullanılıyordu.

Almanya rekabet içindeki bağımsız prenslikler topluluğu olarak kaldığı için Cermen savaşçılar oldukça yetenekli hale geldi. En bilinen Cermen askerleri Haçlılardan etkilenen dini bir savaşçı birliği olan Töton Şövalyeleriydi. Töton Şövalyeleri Hristiyanlığı fetih yoluyla Baltık bölgesine yaydı fakat sonunda Alexander Nevski onları donmuş Peipus Gölü üzerindeki savaşta durdurdu.

Piskoposların atanması üzerine imparatorlar ve kilise arasındaki çatışma hem Almanya hem de İtalya'daki imparatorları zayıflattı. İmparatorun geçici olarak aforoz edilmesi ve Roma'yla doğrudan savaş dönemlerinde imparatorluk otoritesi zayıfladı. Yerel Cermen prensleri imparatorun yardımı veya müdahalesi olmadan varlıklarını sağlamlaştırdı ya da Vikinglerle mücadele etti. İtalya'da yükselen şehir devletleri Lombardiya Birliği'ni oluşturmak için birleşti ve imparatoru tanımayı reddetti.

Hem Almanya hem de İtalya'daki siyasi güç imparatordan yerel prenslere ve şehirlere geçti. Vekiller başkaldırarak garnizon kurdukları kalelerin ve şehirlerin kontrolünü ele geçirdiler ve özgürlüklerini ilan ettiler. İtalya'yı geri kazanmak için çaresiz girişimler sırasında Almanya'daki prenslere daha fazla imtiyaz verildi. On üçüncü yüzyılın ortasında Kutsal Roma İmparatorluğu yalnızca ismen yaşıyordu. Taht 20 yıl boyunca boş kaldı. Cermen prensleri yalnızca kendi topraklarını umursuyordu. İtalyan şehir devletleri bir Cermen hükümdarı istemediler ve kendilerini savunacak kadar güçlüydüler.

Orta Çağda, sonraki imparatorlar Cermen prensleri tarafından seçildi fakat bunlar yalnızca kendi aile varlıklarından biraz fazlasını yöneten sözde hükümdarlardı. Almanya yüzyıllarca Avrupa'da önemsiz bir güç olarak kalacaktı.
 

RuLing

İşsiz Moderatör
Yönetici
Haber Editörü
Sosyal Editör
Katılım
28 May 2018
Mesajlar
4,086
Tepki puanı
272
Konum
Diyarbakır
Vikingler

İskandinavya halkı yüzyıllar boyunca geçimlerini çobanlık, çiftçilik ve balıkçılıkla sağlamıştı. Altıncı ve yedinci yüzyıllarda Baltık Denizi ve büyük nehirleri boyunca Rusya'nın iç kısımlarına ticaret yapmaya başladılar. Bilinmeyen sebeplerden ötürü, sekizinci yüzyılda bir anda Avrupa'nın kıyılarına saldırgan baskınlar yapmaya başladılar. Belki de tüccarlar olarak karşılaştıkları göreceli zenginliklerden etkilendiler veya güneydeki medeniyetler arasında bir zayıflık sezdiler, ya da yeni yelkencilik ve tekne teknolojileri onlara daha uzağa daha hızlı seyahat etme gücü verdi. 793'te pagan Vikingler İngiltere'nin kuzeydoğu kıyısı açığında İrlandalılar tarafından kurulan Lindisfarne'daki büyük manastıra saldırdılar.

Hızlı, su çekişi alçak yelkenliler Vikinglerin denizden ve nehirlerin yukarısından hızlıca saldırmalarını mümkün kıldı. Dokuzuncu yüzyılda yollar çok kötü olduğu için Vikingler zengin bir köy ya da manastıra karşı toplanabilir, hızla karaya çıkabilir, direnişi püskürtebilir ve organize edilmiş bir karşılık verilene kadar köleleri götürüp yağma yapabilirlerdi. Almanya, Fransa ve Britanya kıyı ve nehirleri boyunca yaşayan halk yağmacılardan korkarak yaşadı. Bu vurkaç saldırılarına karşı çok az şey yapabildiklerinden, merkezi otoriteler bu topraklarda gözden düştü. Halk savunma için kaleler inşa eden asillere yöneldi. Bu güç kayması yerel asilleri güçlendirerek kralları zayıflattı.

Dokuzuncu yüzyıl ilerlerken Vikingler daha gözü pek hale geldi. Daha büyük Viking grupları, sadece baskınlar yerine gerçek işgaller yapmak üzere birleşti. Hamburg, Utrecht ve Rouen dâhil büyük şehirleri yağmaladılar. Britanya açıklarındaki adalara, İrlanda'nın bazı kesimlerine (Dublin'i kurup), İzlanda'ya ve Grönland'a yerleştiler. Danlar yüzyıl boyunca İngiltere'nin doğu yarısını ele geçirip hükmetti. Başka bir kuvvet Sen Nehri'ne yelken açarak, para ve yağma rüşveti verilene kadar, Paris'i iki yıl boyunca kuşatma altında tuttu. Bir başka grup Rusya'nın bir kısmını Kiev'den yönetti ve Karadeniz'den Konstantinopolis'e saldırdı. Müslüman İberya Yarımadasın'a ve Akdeniz'in içlerine baskınlar yaptılar.

Onuncu yüzyılda Fransa kralı, ülkesinin bir kısmını onlara bırakıp (Normandiya, ''kuzeylilerden,'' veya Normanlar) yöneticilerini bir Fransız dükü yaparak Vikingler'den barış satın aldı. Bu anlaşmanın parçası olarak Normanlar Hristiyanlığa geçiş yaptılar. Normanlar Orta Çağdaki en önemli gruplardan biri haline geldi. Daha sonra İngiltere'yi fethedip ilk büyük Avrupa krallığını kurdular. Diğer Normanlar Sicilya'yı ve İtalya'nın yarısını fethettiler, Filistin'de Haçlı krallıkları kurdular.

Hristiyanlığa geçip eski pagan inançlarının savaşçı değerlerini artık takip etmemeleri gibi nedenlerle Viking saldırıları onuncu yüzyılın sonunda durdu. İskandinavya iki krallığa ayrıldı ve yeni hükümdarlar sahip olduklarını yönetmeye odaklandı. Rusya, Fransa ve Britanya'daki Viking yerleşimcileri onları çevreleyen kültürler tarafından yutuldu. Ancak Viking tehdidine karşılık olarak Avrupa'da gelişen savaşçı kültürlerinin kısa süre sonra saldırganlıkları için yeni bir çıkış noktası oldu, Doğu Akdeniz'in Kutsal Topraklarında.
 

RuLing

İşsiz Moderatör
Yönetici
Haber Editörü
Sosyal Editör
Katılım
28 May 2018
Mesajlar
4,086
Tepki puanı
272
Konum
Diyarbakır
Türkler

Türk ismi Orta Asya'daki iki farklı Müslüman grubuna aittir: önce Selçuklular, sonra da Osmanlılar. Hazar Denizi yakınlarındaki bozkırlarda göçebeler olan Selçuklular yaklaşık olarak onuncu yüzyılda İslam'ı kabul etti. Yaklaşık 70.000 Selçuklu, Bağdat halifesinin Müslüman ordusunda rütbeleri doldurmak için paralı asker olarak başladı. Bu Paralı Askerler İslam'ın Sünni mezhebine geçti. 1055'te Bağdat halifesinin arkasındaki gerçek güç haline gelerek hükümlerini genişletmeye başladılar. Liderleri "iktidar sahibi" anlamına gelen sultan unvanını aldı. 1100 yılında Anadolu, Filistin, Basra Körfezi etrafındaki topraklar, Arabistan'ın kutsal şehirleri ve Semerkant'a kadar doğunun büyük bir kısmını kontrol ediyorlardı.

1071'de Selçuklular modern Türkiye sınırlarındaki Malazgirt'te Bizans ordusuna karşı müthiş bir zafer kazandılar. Bu da Anadolu'nun büyük bir kısmında Türk işgalini mümkün kıldı. Neredeyse aynı zamanda, Kudüs'ü başarıyla Mısırlı Müslüman hükümdarlarından aldılar. Bu iki olay Bizanslıları, papalığı ve Avrupalı Hristiyanları çok şaşırttı. Bu da sonraki 200 yıl boyunca sürecek olan Haçlı Seferleri ile sonuçlandı.

Selçuklu Türkleri, en nihayetinde Filistin'in kontrolünü geri kazanmakta başarılı olsalar da Haçlılarla tekrarlanan savaşlar yüzünden yıprandılar. Aynı zamanda İslam'ın inanışa ters düşen bir tarikatı olan Suikastçıların eylemleriyle tehdit ediliyorlardı. İslamiyet, Sufi tasavvufunun popülerliği sebebiyle bir içebakış dönemine girdi. Bu bitkinlik ve zayıflık dönemi sırasında aniden Moğolların saldırısına uğrayıp yıkıldılar. Bağdat 1258'de istilacıların eline geçti ve Selçuklu İmparatorluğu ortadan kayboldu.

Anadolu'daki (Küçük Asya'daki modern Türkiye) Müslüman uluslar on dördüncü yüzyılın başlarında Sultan I. Osman'ın yönetiminde birleşerek Osmanlı adını aldı. Osmanlılar parçalanan Bizans İmparatorluğu'na karşı cihat yemini ederek seferlerini Konstantinopolis çevresinden Balkanlara taşıdı. 1389'da Sırplar mağlup edildi. 1396'da Macaristan'dan bir "haçlı" ordusu mağlup edildi. Osmanlı başarıları, Timur emrindeki Moğollar tarafından geçici bir süre için kesintiye uğratıldı ancak Timur ordusuyla yönünü değiştirdi ve Osmanlılar güçlerini geri kazandı.

Sultan II. Mehmet ("Fatih") nihayet 29 Mayıs 1453'te Konstantinopolis'i ele geçirdi. Konstantinopolis'in muazzam surları sekiz hafta boyunca 70 silahla hırpalandı ve 15.000 Yeniçeri başarıya ulaşan saldırıya öncülük etti.

Osmanlılar Konstantinopolis'i ele geçirdikten sonra Avrupa'ya ilerleyerek bir nevi Haçlıların tersi bir tehdit oluşturdular. Ancak 1456'da Belgrad'da bir Macar ordusu tarafından durduruldular. Viyana'ya saldırılar 1529'da ve 1683'te tekrardan geri püskürtüldü. On altıncı yüzyılda en parlak dönemindeki Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa'da Budapeşte ve Odessa'ya ulaştı; Yunanistan'ın tamamını, Balkanları, Karadeniz etrafındaki toprakları, Küçük Asya, Levant, Arabistan, Mısır ve Kuzey Afrika'nın çoğunluğunu topraklarına kattı. Osmanlı İmparatorluğu, yirminci yüzyıldaki I. Dünya Savaşı'na kadar önemli bir dünya gücü olarak kaldı.
 

RuLing

İşsiz Moderatör
Yönetici
Haber Editörü
Sosyal Editör
Katılım
28 May 2018
Mesajlar
4,086
Tepki puanı
272
Konum
Diyarbakır
Vietnamlılar

Bir on beşinci yüzyıl efsanesine göre, İlk Vietnam devleti kral Hung Vuong'un kuzey Vietnam'daki verimli Kızıl Nehir deltasının kabilelerini M.Ö. 2879'da bir araya getirmesiyle kurulmuştur. Kuzeydeki dağların, güneydeki denizin doğal sınırları sayesinde birkaç yüzyıl boyunca gelecek devletler bağımsızlıklarını savunabildi. M.Ö. ilk yüzyılda Çin'in Han hanedanı ticari çıkarlarını güvenceye almak için Kızıl Nehir deltasını işgal etti. Vietnamlılar bir milenyumdan fazla süre boyunca Çin hükümdarlığı altında yaşadı.

Çin hükümdarları, kültürlerini ve geleneklerini bölgeye sürekli dayatmış olsalar da çabaları ancak kısmen başarılıydı. Vietnam halkı, Çin'den önceki kimlik anlayışlarını sürdürdü ve bu merkez hükümete karşı bazı ayaklanmalara sebep oldu. M.S. onuncu yüzyılın başlarında Çinli Tang hanedanının çökmesiyle yerel liderler yavaşça bağımsızlıklarını yeniden ilan etme fırsatını kullandı. 938'de general Ngo Quyen son Çin işgalini püskürttü ve kendini Dai Viet olarak bilinen Vietnam krallığının kralı olarak ilan etti. Sonraki yüzyıllar boyunca, gelecek Vietnam hanedanları yeni Çin işgallerine karşı direnmekle kalmadı, imparatorluğu Çamlara karşı, güneye doğru genişletti. Orta Çağ boyunca üç güçlü hanedan özellikle önem taşıdı:

1009'da eskiden bir tapınak yetimi ve saray nöbetçilerinin kumandanı olan Ly Cong Uan, yeni imparator olarak seçildiğinde Ly hanedanını kurdu. Ly hanedanı (1009-1225) organize bir merkez yönetimin geliştirilmesiyle güçlü bir Dai Viet'in temellerini attı. Kendi ihtiyaçları için Çinlilerin modellerini benimseyen Ly imparatorları, tüm asillerin ve bürokratların Konfüçyüsçülük ile eğitim aldıkları İmparatorluk Akademilerini kurdu. Memurlar bir sınavdan aldıkları notlara göre işe alındı. Ayrıca Ly hanedanı devlet dini olarak Budizm'i destekledi ve sulama şebekelerini güçlendirdi.

Ly imparatorlarının yerine Tran hanedanı geldi (1225-1400). Bu dönemde, Vietnam kültürü altın bir çağa tanıklık etti: Vietnam dilindeki tiyatro ve edebiyat gelişti. Kâğıt para ve yeni ilaçlar gibi birçok yenilik getirildi. Ancak Tranlar en çok askeri becerileriyle meşhurdu. 1257, 1284 ve 1287'de Kubilay Han'ın Moğol ordularını, gerilla taktikleri ve bölgeyi akıllıca kullanarak başarıyla püskürttü. On dördüncü yüzyılda, ekonomik ve demografik genişletme ile teşvik edilen Vietnamlılar, imparatorluklarını büyütmek için Çampa krallığına karşı sefer düzenledi ama sonunda tüm krallığı fethetmekte başarısız oldular. Tranlar, piyade ve okçulardan oluşan uzman bir ordu idame etti ama barış zamanında birlikleri sırayla çalıştırarak bunun maliyetini azalttı. 1390'a kadar Vietnamlılar Çin'den barutun kullanımını da almıştı.

Ho hanedanının (1400-1407) Tran imparatorlarını tahttan indirmesinden sonra Ming Çin'i, Tran hanedanını yeniden kurma bahanesiyle bir işgal düzenledi. Yerel bir köy liderinin oğlu Le Loi'nin 1418'de bir ayaklanma başlatmasına kadar yirmi yıl boyunca acımasız hükümdarlık devam etti. On yıl sonra Le Loi, Ming hükümdarlarını yenilgiye uğratarak Dai Viet'in bağımsızlığını yeniden kurdu. Le hanedanı (1428-1788) boyunca devlet, ana din olarak Konfüçyanizm'e döndü ve hukuk sistemi Çin âdetine göre yeniden şekillendirildi. İmparator Le Thanh Tong'un hükümdarlığında (1460-1497), Dai Viet başka bir altın çağa tanık oldu: tarımsal üretimi yeniledi, vergi sisteminde düzeltme yaptı ve yönetimi yeniden organize etti. 1471'de imparator Tranların yapamadığını yaptı: Çampa Krallığını yenilgiye uğrattı. Le Thanh Tong'dan sonra, Le hanedanı modern çağ öncesi dönemin çoğunluğunda tahtta kaldı ve Vietnam tarihinin en uzun hüküm süren hanedanı haline geldi.
 
Üst